merhaba arkadaÅŸlar, terbiyem.com’da apandı ama bu sefer devlet kapatmadı  bir kaç Hacker’ ler tarafından  Bügün Hacklendi, ve yeni siteden devam ediyorlar  yeni Siteye Girmek için tıklayın Gavurlar.com yeni isimleri olduÄŸunu söyledi ReSSam

Geçtiğimiz yaz sezonunda Suriye’den Türkiye sıçrayan orman yangınlarının önüne geçilmesi için Hatay’ın Yayladağı Suriye sınırında tampon bölge oluşturulacağı bildirildi.

Hatay Valiliği’nde bir araya gelen Yangınla Mücadele Komisyonu, Suriye sınırında bu yıl yangınların ülkemize sıçramaması için oluşturulacak tampon bölge için Suriyeli yetkilerle görüşme kararı aldı.

Yüzde 35’i ormanlık alan olan Hatay’ın geçen yaz döneminde Suriye’den sıçrayan yangınlardan dolayı 761 hektar ormanlık alanı kül olmuştu. Buna rağmen Suriye’deki yangınların ülkemize tekrardan sıçramaması için Antakya Orman İşletme müdürlüğü sınır ötesi operasyona katılarak Suriye’deki yangınları da söndürmüştü.

Hatay’daki Yangınla mücadele Komisyonun toplantısına katılmak üzere gelen Kahramanmaraş Orman Bölge Müdürü Halil Coşkun, bu yıl aynı yangınlarla karşı karşıya kalmamak için Suriye ile Türkiye arasında orman yangınlarına yönelik tampon bölgesi oluşturacaklarını aktardı. Ancak Suriye’nin bu tekliflerine sıcak bakmadığından yakınan Coşkun, Suriye ile sınır olan Yayladağı’nda olası orman yangıları için çok fazla tedbirler aldıklarını dile getirdi.

Orman yolları oluşturduklarını daha önceki orman yollarında kuruyan otların temizlendiğini hatırlatan Coşkun, Türkiye’de orman yangınları ile mücadelede kullanan helikopterlerden birinin Hatay’da konuşlandırıldığını dile getirdi.

Ormanlık bölgede 9 gözetleme kulesinin yangınları haber vermek için tetikte olduğunu vurgulayan Coşkun, yangınlarda kullanılacak su göletlerinin de yeterli olduğunu anlattı.

Suriye’deki orman yangınının söndürülmesinde, geçtiğimiz yıllarda Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ait 3 uçak kullanılmıştı.

Suriye’nin Lazkiye kenti, Rasel Basit Nahiyesi’nde bulunan Karaduran Dağı’nın güney eteklerinde, Türk sınırına 10 kilometre uzaklıkta, yerleşim birimlerini de tehdit eden orman yangını çıkmıştı.

Lazkiye Valiliği’nin Hatay Valiliği’nden yardım istemesi üzerine Yayladağı, Samandağ ve Antakya belediyelerine ait üç itfaiye aracı ve personeli, Yayladağı Kaymakamı başkanlığında gece bölgeye geçerek yangına müdahale etmişti. Ayrıca Hatay Valiliği’nin talebi üzerine Genelkurmay Başkanlığı’na ait C-130 tipi 3 uçak ile Çevre ve Orman Bakanlığı’na ait bir helikopter de yangın bölgesine sevk edilmişti.

Suriye’de bir kişinin ölümü ve 25 köyün tahliye edilmesine neden olmuştu.

cha

Yalova Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube masası tarafından yapılan internet kafe denetimlerinde lisanssız Microsoft ürünleri kullanılan bilgisayarlara el konuldu.

Cumhuriyet Caddesi üzerindeki 2 ayrı internet kafeye baskın yapan Yalova Emniyet Müdürlüğü ekipleri, çok sayıda lisanssız kopya programa el koydu.

Güvenlik Şube Müdürlüğü’ne bağlı ekipler, ilk yaptıkları denetimde 18 adet hardisc içinde Microsoft Cooppearton’a ait lisanssız kopya program, 9 adet kopya CD ele geçirdi.

İkinci operasyonda da aynı cadde üzerinde bulunan başka bir internet kafeyi denetleyen ekipler, 48 adet hardisc Windows XP Pro ve içersinde Microsoft Cooppearton’a ait program, Oifce 2005 Pro, Age Of Ewpires II ve III ile 2 adet lisanssız kopya CD buldu.

Yapılan denetimlerle ilgili soruşturmanın sürdüğü bildirildi.

cha

Hakkari’nin Yüksekova ilçesine bağlı bağlı Dağlıca köyünde oturan Buldan ve Baykal aileleri, Dağlıca Taburu’nun bulunduğu arazinin babalarından kaldığını ve araziyi 1995 yılından bu yana askerin işgal ettiğini belirterek, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) 250 bin euro tazminat davası açtı.

 Yüksekova’nın Dağlıca köyünde oturan Baykal ve Buldan aileleri, 21 Ekim 2007 terör örgütü tarafından baskına uğrayarak 13 şehidin verildiği ve 8 askerin kaçırıldığı Dağlıca Taburu’nun kurulu olduğu yerleşkenin 22 bin dönümünün babalarından kalma olduğunu iddia etti.

Ailelerin Van Barosu’ndan avukatları Dinçer Aslan ve Zeki Yüksel davanın süreci ile ilgili basın açıklaması yaptı.

Avukatlar, sözkonusu arazilerin satın alma ve 1938 yıllarına ait tapu kayıtlarının mevcut olduğu, arazilerin miras yoluyla babalarından kaldığı Olağanüstü Hal’in uygulandığı 1995 yılında askeri taburun buraya yerleştiğini ve arazi üzerine bina ve mevzi, nöbet barınakları ve yerleşkenin kullanılmaya başlandığını söyledi.

Avukat Zeki Yüksel, miras konusu olan taşınmazların üzerine 1994 yılında karakol yapıldığı ve çatışmalı bir dönem olduğu için müvekkillerin herhangi bir makama başvuru yapmaktan çekindiklerini söyledi.

Yüksel, karakoldan bir yıl sonra alanın geniÅŸletilerek buraya taburun yerleÅŸtiÄŸini ve OHAL yönetiminin etkin olduÄŸu dönemde ailelerin can güvenlikleri gerekçesiyle mahkemeye baÅŸvurmadıklarını belirterek, “2002 yılında yapılan uyum yasalarından sonra müvekkilimiz Muris Kerem Baykal Yüksekova Asliye Hukuk Mahkemesi’ne dava açmıştır. Mahkemenin kısa süre içerisinde keÅŸif yaparak ihtilaf çözmesi mümkün iken dosya hep askeri birliklerin terör olayları ve güvenlik zafiyeti gerekçesiyle keÅŸif engellenmiÅŸtir. KeÅŸif günü bilirkiÅŸilerin araziyi detaylı gezemediklerini ve askeri birliklerin keÅŸif öncesi bazı baraka ve kulübeleri yıktığı ve bunları keÅŸiften sonra tekrar yapmışlardır. Mahkeme yıllardan beri köylerde yaÅŸayan ve köyün ileri gelmiÅŸ kiÅŸilerin ifadelerinin yanı sıra bilirkiÅŸilerin ifadelerinden söz konusu arazinin Buldan ve Baykal ailelerine ait olduÄŸunu söylemiÅŸlerdir. Tanıklar beyanlarında taburun üzerine kurulduÄŸu yerin tarım arazisi olduÄŸu, arazide üzüm, meyve bahçeleri tarım yapıldığını anlatmışlardır. Mahkeme, 30 Mayıs 2007’de davayı ret etmiÅŸ. Mahkeme davanın reddedilmesi gerekçesi olarak da, 450 nolu mera kaydının bütün köyü kapsadığı, tescil talebinin askeri birliÄŸin alana yerleÅŸmesinden sonra yapıldığı, arazinin eÄŸiminin fazla olduÄŸu bu sebeple mera niteliÄŸi taşıdığı ve özel mülkiyete konu olamayacağı, bilirkiÅŸi ve tanık beyanlarına itibar edilmeyeceÄŸini göstermiÅŸ.” dedi.

Avukat Dinçer Aslan ise yerel mahkemenin verdiği kararların gerekçeli olması gerektiğini belirterek, mahkemenin bilirkişi ve tanık beyanlarına neden itibar edilmediğini açıklamadığını söyledi.

Dinçer Aslan, yerel mahkemenin verdiği kararı temyiz için Yargıtay’a götürdüklerini ancak Yargıtay’ın davayı onadığını ifade ederek, bu karardan sonra iç hukuk yolları tükendiği için davayı AİHM’ye götürdüklerini vurguladı.

Aslan, mahkemenin köyde yıllardan beri ikamet eden, siyasal ve sosyal yapıları iyi bilen tanıkların beyanlarını ve teknik bilirkişilerin beyanlarını dikkate almadığını ve şikayetçilerin kamu otoritesinden kaynaklı iddialarını ispatlayamadığını savundu. Tapu kayıtlarının 1938 uygulaması olup, devletin bilirkişi rızası olmadan ve bedel ödemeden yasanın tariflendiği şeklin dışında el konulması olup mevzuata aykırılık teşkil ettiğini dile getiren Aslan, mülkiyet ve adil yargılama hakkının ihlali gerekçesiyle davacılar adına 22 bin dönümlük arazi için Türkiye Cumhuriyeti aleyhine AİHM’ye toplam 250 bin euro tazminat davası açtıklarını söyledi. 

cha

PKK terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan’ın eski avukatları İrfan Dündar ve Mahmut Şakar’ın, Öcalan’ın cezaevinde zehirlendiği iddiasıyla örgütün tabanını harakete geçirmek için toplu yürüyüşlere sevk ettikleri gerekçesiyle yargılanmalarına başlandı.

İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya ’’Silahlı terör örgütüne yardım etmek’’ suçundan 15 yıla kadar hapsi istenen İrfan Dündar katıldı. Hakkında yakalama kararı bulunan Mahmut Şakar ise gelmedi. Suçlamaları kabul etmeyen Dündar, Öcalan’ın Avrupa’daki avukatlarıyla zaman zaman bir araya geldiklerini anlattı. Dündar, kendisinin herhangi bir açıklamada bulunmadığını ileri sürdü. Duruşma eksikliklerin tamamlanması için ileri bir tarihe ertelendi.

İstanbul Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz tarafından hazırlanan iddianamede, sanıklar İrfan Dündar ve Mahmut Şakar’ın Abdullah Öcalan’ın eski avukatlarından oldukları anlatılıyor. İrfan Dündar’ın Öcalan’ın avukatlık görevinden mahkeme kararıyla yasaklı olduğunun belirtildiği iddianamede, Mahmut Şakar’ın da Diyarbakır Barosu’ndan kaydının silindiği kaydediliyor. Şüphelilerin bu hukuki statüde olmalarına rağmen kendilerini hala Öcalan’ın avukatı olarak kabul edip 1 Mart 2007 ’de Roma’da Öcalan’ın İtalyan avukatlarıyla birlikte basın açıklaması yaparak, Abdullah Öcalan’ın cezaevinde zehirlendiğini söyledikleri belirtildi. Yapılan açıklamadan sonra ise örgütün alt birimlerinin bunu eylem çağrısı olarak görüp Türkiye’de ve dünyada örgüt propagandasına yönelik eylem ve gösteri yaptıkları anlatılıyor.

Eylemlerin amacının toplu gösteri yürüyüşleri ve eylemleri yapıp Türkiye Cumhuriyeti hükümetini tüm dünyada zor durumda bırakmak ve PKK’nın propagandasını yapmak olduğu,şüphelilerin eylemlerinin de bu amaca hizmet amacıyla örgütün tabanını ve dağdaki silahlı kesimini harekete geçirip mesaj vermek olduğu ileri sürülüyor. Dündar ve Şakar’ın ’’Silahlı terör örgütüne yardım etmek’’ suçundan 7.5 yıldan 15 yıla kadar hapsi isteniyor.

Cha

Türk Eczacılar Birliği Genel Başkanı Erdoğan Çolak, eczanelerin yüzde 41’inin ülke nüfusunun yüzde 23’ünün yaşadığı 3 büyük ilde toplandığını belirterek, eczane açılışının nüfus ve mesafeye göre ayarlanmasını istedi.

Türk Eczacılar BirliÄŸi Genel BaÅŸkanı ErdoÄŸan Çolak, 14 Mayıs Eczacılar Günü öncesi düzenlediÄŸi basın toplantısı ile eczacıların sorunlarına dikkat çekti. Türkiye’de ortalama 3 bin 500 kiÅŸiye bir ezcane düştüğünü, bu rakamın ise Avrupa ortalamasının çok üstünde olduÄŸunu kaydeden Çolak, “Varolan serbest eczane sayısının 2020 yılına kadar yeterli olduÄŸu bilimsel olarak ortaya konulmuÅŸtur” dedi.

Bununla birlikte, eczanelerin yüzde 41’inin ülke nüfusunun sadece yüzde 23’ünün yaşadığı üç büyük ilde toplandığına dikkat çeken Çolak, eczanelerin yüzde 59’unun ise nüfusun yüzde 77’sine hizmet verdiğini söyledi. Bu eşitsizliğin giderilmesi gerektiğini dile getiren Çolak; eczane açılışına nüfus ve eczaneler arası mesafeye göre kısıtlama getirilmesini istedi. Çolak, eczanelerde ciroya göre eczacı çalıştırma zorunluluğu getirilmesi gerektiğini, her 50 hasta yatağı başına bir hastane eczacısı istihdam edilmesini, reçete kontrollerini hızlandırmak için bu birimlerde çalışan eczacı sayısının arttırılmasını önerdi.

“GERİ ÖDEME SIKINTISI YAÅžIYORUZ”
İlaç firmalarının kamuya yaptığı ıskontoların eczanelere yansıdığı, bu nedenle yüzde 2.5 - 3 civarında kayba uÄŸradıklarını belirten Çolak, “Artık geri ödeme gecikmesi yaÅŸamak istemiyoruz. İlaçla reklamın yan yana gelmesine, bazı ilaçların tezgah üstü olarak reçetesiz satılmasına karşı, halk saÄŸlığını korumak için çalışıyoruz” dedi.

Kaynağından kesilen katılım paylarının düzenli ve zamanında ödenmemesi, yatsa bile hangi aya ve hangi faturaya ait olduğu bilinmediğinden takip edilemediğini kaydeden Çolak, şöyle devam etti:

“Muayene ücretleri üzerimizden tahsil edilerek, saÄŸlık sisteminin tahsilat memuru olmak istemiyoruz. Dünyada uygulaması olmayan bir ÅŸekilde günübirlik tedavi adı altında bazı reçetelerin özel hastanelerden karşılanmasının önünün açılmasına karşıyız. Sahte ilaçların takibinde hırsızın hiçbir suçunun olmadığı varsayılarak eczacının cezalandırılmasına yönelik bir sistem kurulması çalışmaları, hekimin yazdığı reçetedeki sorunların ve eksikliklerin bedelinin hem maddi olarak hem de sözleÅŸme feshi ÅŸeklinde eczacıya ödetilmesi, eczacının hasta ile karşı karşıya bırakılması, eczacıyı saÄŸlık sisteminin günah keçisi haline getiriyor.”

“VİTRİN KARARTMA EYLEMİNE DESTEK VERİYORUZ”
Erdoğan Çolak; İstanbul, Ankara ve Kırıkkale’de sorunlarına dikkat çekmek isteyen eczacıların vitrin karartma eylemi yapmalarına ise destek verdiklerini söyledi.

Yaklaşık 8 bin 500 eczanenin söz konusu eyleme destek verdiÄŸini aktaran Çolak, “Bu eylem, meslektaÅŸlarımızın kendi yaÅŸadığı sorunlara gösterdiÄŸi bir refleks. İstanbul Eczacı Odası tarafından organize ediliyor. Ankara Eczacı Odası da destek veriyor. Sorunları dile getirmek için çeÅŸitli yöntemler var, bu da bunlardan biri. MeslektaÅŸlarımızın refleksini destekliyoruz” ÅŸeklinde konuÅŸtu.

cha

Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Başkanı Aykut Zahit Akman, fiziki yapısı düzgün olan insanların tecrübeleri ve bilgileri dikkate alınmadan ekran karşısına çıkarıldıklarını söyledi.

Akman, yayıncılık ilkelerine göre daha iyi yayınlar yapılması için çalışmalarını sürdürdüklerini belirterek, “YetiÅŸkinlerin günde 5, çocukların ise 3 saat televizyon izlediÄŸi bir ülkede kanallar Türkçeyi doÄŸru kullanmak zorundadırlar.” dedi. 

Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi’nde (SDÜ) düzenlenen “Basında Türkçe” konulu konferansa konuÅŸmacı olarak katılan RTÜK BaÅŸkanı Akman, dikkat edilmesi gereken konuların başında Türkçenin doÄŸru kullanılması olduÄŸunu ve bu konuda herkesin üzerine düşeni yapması gerektiÄŸini söyledi.

Türkçeyi doÄŸru kullanmak adına RTÜK’ün yapmış olduÄŸu çalışmalara deÄŸinen Akman, öncelikle kanalların kullandıkları dile dikkat ettiklerini ve bir dil birliÄŸi saÄŸlamaya çalıştıklarını belirtti. Günümüzde fiziki yapısı düzgün olan insanların tecrübeleri ve bilgileri dikkate alınmadan ekran karşısına çıkarıldıklarını belirten Akman, “Kullandıkları Türkçenin durumunun yayın kuruluÅŸları tarafından dikkate alınmıyor. Bu baÄŸlamda bin 500 yayın kuruluÅŸuna dili doÄŸru kullanma adına Türk Dil Kurumu’nun hazırlamış olduÄŸu sözlükleri gönderdik. Yine RTÜK olarak, reytinglerin ve reklamların sayısını dikkate almadan Türkçeyi en doÄŸru ve güzel olarak kullanan programlara ödül verdik.” diye konuÅŸtu.

Kitle iletişim araçlarının Türkçenin yaygınlaşması ve gelişmesi konusunda öneminin çok büyük olduğunu ifade eden Akman, televizyon izlemeyi alışkanlık haline getirmiş insanlara Türkçenin nasıl doğru kullanılacağının anlatılması gerektiğini anlattı.

Türkçenin tarihinin en zengin dönemini yaÅŸadığını hatırlatan Akman, Türkiye’deki televizyonların komÅŸu ülkelerde izlenmesinin Türkçenin bu ülkelerde daha rahat konuÅŸulmasını saÄŸladığını kaydetti. Türkçemizin zenginleÅŸtirilmesi noktasında eÄŸitimli insanların özel bir çaba göstermesi gerektiÄŸine deÄŸinen Akman, ” RTÜK olarak özel bir çaÄŸrı merkezi oluÅŸturduk. Bize 24 saat ulaşıp düşüncelerini iletebiliyorlar. 2007 yılının ilk üç ayında bize gelen ÅŸikâyetlerde ÅŸimdi yüzde 40’lık bir azalmanın olduÄŸunu görüyoruz.”diye konuÅŸtu. Akman, 9 üye 450’ye yakın çalışanla bin 500 tane radyo ve 400’e yakın televizyonunun denetlenmesi ve düzenlenmesi faaliyetini yürüttüklerini söyledi.

Konferansın ardından Isparta Vali Yardımcısı Zülkif Dağlı, RTÜK Başkanı Zahit Akman’a minyatür Atatürk heykeli takdim etti

cha

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK), Şırnak’ın Cudi, Gabar, Kato ve Bestler Dereler bölgelerindeki terör örgütü PKK üyelerine yönelik geniş çaplı operasyonları aralıksız sürüyor.

Bölgenin dağlık arazisine uygun olduğu belirtilen zırhlı paletli araçlar Mardin’in Nusaybin ilçesinden geçerek Irak sınırına doğru yola çıktı.

Hakkari’nin Şemdinli ilçesinde bulunan Aktütün karakoluna örgüt üyelerince yapılan saldırıda 6 askerin şehit düşmesi üzerine bölgede geniş çaplı operasyon başlatılırken, Irak’ın kuzey bölgesine komşu Şırnak ve ilçelerine askeri mühimmat sevkıyatı devam ediyor.

Karayoluyla Nusaybin’e getirilen dağlık araziye uygun zırhlı paletli tanklar, Şırnak’ın Cizre ilçesine doğru yola çıktılar. Nusaybin İpek Yolu hattını kullanarak hareket eden konvoyun güvenliğini, jandarmaya bağlı ’Şortlant’ ve ’BTR’ olarak tabir
edilen zırhlı araçlar sağladı.

İHA

Balıkesir’de, kiracısının 11 yaşındaki kızına oyuncak verip kandırarak cinsel istismarda bulunduğu ileri sürülen ev sahibi gözaltına alındı.

Cinsel istismardan bilgisi olduğu ve buna göz yumduğu iddia edilen anne de yakalandı.

Dün akşam saat 19.00 sıralarındaki olay, Marmara ilçesine bağlı Avşa beldesinde gerçekleşti. Bir ihbarı değerlendiren jandarma timleri, şüpheli H.B. (69) isimli şahsın evinde kiracı olarak oturan ailenin 11 yaşındaki kızı S.K.’yı, oyuncaklar alarak kandırmak sureti ile cinsel istismarda bulunduğunu, bu durumun yaklaşık 2 aydır devam ettiğini belirledi. Yapılan araştırma ve alınan ifadelerden çocuğun cinsel istismarıyla ilgili olaydan S.K.’nin annesi E.K.’nin de bilgisinin bulunduğu ve olayı gizlediği ileri sürüldü. Harekete geçen Balıkesir İl Jandarma Komutanlığı ekipleri, savcılık talimatıyla 69 yaşındaki ev sahibi H.B. ile çocuğun annesi E.K.’yi yakalayarak gözaltına aldı.

Aylardır cinsel istismara uÄŸradığı ileri sürülen 11 yaşındaki S.K. doktor raporu için hastaneye sevk edilirken, gözaltındaki şüphelilerin jandarmadaki sorgulamalarının ardından, “çocukların cinsel istismarı” suçundan adli makamlara teslim edilecekleri, kamuoyunda büyük tepkilere yol açan olayla ilgili soruÅŸtumanın devam ettiÄŸi bildirildi. 

İHA

Konya’da 7 yıl önce minibüsçü Recep Özekerci’yi domuz bağı ile baÄŸlayarak öldüren katil zanlısı ilk duruÅŸmada, “Ben katil deÄŸilim, hırsızım” diyerek kendini savundu.

Konya 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen domuz bağı cinayeti davasına tutuklu sanık Bilal Ç, maktül yakınları ve taraf avukatları katıldı. Duruşmada sanık Bilal Ç. cinayet suçlamalarını kabul etmedi.

Zanlı Bilal Ç, “Ben o gün park halindeki minibüsü gördüm kimse yoktu. Hırsızlık için kapısını tornavida ile açtım içeri girdim. Minibüsteki bozuk paraları ve telefonu çaldım daha sonra da biraz kuruyemiÅŸ yedim, sigara içtim. Minibüsten indim kapıyı tornavida ile tekrar kilitleyerek oradan ayrıldım.Cinayetten haberim yok, ben iÅŸlemedim. İlk verdiÄŸim ifadeyi kabul etmiyorum” dedi.

Mahkeme heyetinin, “Kapıyı tekrar nasıl kilitledin?” diye sorması üzerine Sanık Bilal Ç, “Ben her marka minibüsü kapısına zarar vermeden açarım ve kilitlerim” diye konuÅŸtu. Mahkeme heyetinin “Hırsızsın niye sabıkan yok?” sorusuna ise katil zanlısı, “Ben çok hırsızlık yaptım ama hiç yakalanmadım” diye cevap verdi. Müşteki avukatı sanığın ilk ifadesinde tüm suçu poliste ve mahkeme huzurunda itiraf ettiÄŸini belirterek, “Cinayeti Bilal Ç’.nin iÅŸlediÄŸi ortadadır. Yalnız biz sanığın cinayeti tek başına deÄŸil de baÅŸka arkadaÅŸlarıyla birlikte iÅŸlediÄŸini düşünüyoruz. Bunun da araÅŸtırılmasını istiyorum” dedi. Sanık avukatı ise müvekkilinin hırsızlık yaptığını ve cinayeti iÅŸlemediÄŸini savundu. Mahkeme heyeti ise tanıkların dinlenmesi ve eksikliklerin giderilmesi için davayı erteledi.

Olay, 28 Nisan 2001 tarihinde Meram ilçesi Armağan Mahallesi Erbil Sokak’ta bir villa inşaatında meydana gelmişti. Bir çocuk babası minibüs şoförü Recep Özekerci, elleri ve ayakları domuz bağı ile bağlanmış, boğularak öldürülmüştü.

Olaydan 7 yıl sonra Konya Cinayet Bürosu ekipleri yaptıkları çalışmalar sonucu katil zanlısı Bilal Ç.’yi Batman’da yakalamıştı. Yakalanan Bilal Ç, suçunu itiraf etmiş ve domuz bağıyla bağlamasının sebebi olarak da, olayı Hizbullah’ın üzerine atmak istediğini söylemişti. 

İHA

youtube sexs Sohbet Spor haberleri sohbet iyinet webmaster forumu 2008 seo yarýþmasý youTube oYun - evden eve nakliyat - ankara evden eve nakliyat sohbet chat son eklenenler kontrol edilecek sohbet radyo dinle müzik dinle muhabbet çet Mirc Mirc indir çet Þarký Sözleri Þarký Sözleri Sextube Sýcak Videolar Youtube Tedaviler ***** YouTube YouTube YouTube sohbet iyinet webmaster forumu 2008 seo yarýþmasý vBulletin çet çet oyun oyna dizi izle - canlý tv - maç izle - porno - oyun oyna - þarký dinle - etlik - balata - haber kurye granit travesti sitesi travesti siteleri google reklam web tasarim RipiRip.Org l Winrar iso rar zip uHarc Archive uHa galatasaray iki kiþilik oyunlar